Sayfalar

Ne Aramıştınız?

17.02.2018

Babayla oğul bacanak olabilir mi?

Soru: Babam iki kız kardeşten birini kendine,diğerini de bana nikahlıyabilir mi?.Annem yok,Babam yeni bir evlilik yaptı,ben babamın evlendiği bu kadının kız kardeşiyle evlenebilir miyim?Babamla bacanak olmamın dini yönden bir sakıncası var mı..?
babayla-ve-ogul-bacanak-olabilir-mi
Evet, sorudaki duruma göre caizdir, baba oğul bacanak olabilir.Bir kişinin sonradan evlenen babasının eşinin kız kardeşiyle evlenmesinde, herhangi bir sakınca yoktur. Çünkü kendisiyle evlenilmesi haram olan teyze, öz annenin kız kardeşidir. Burada geçen duruma göre ise öz değildir.

İnsanoğluna şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur,öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Nisa 23)

Bununla birlikte bir de hadislerde zikredilen iki kişi vardır. Oda kişinin evlendiği kadının teyzesi ve halasıyla evlenmesidir. Bu da geçici süreliğine haramdır. Adam, o kadından boşanana kadar eşinin teyzesi ve halasıyla evlenemez. 

Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor; Bir kadınla halası ve keza bir kadınla teyzesi, bir kimsenin nikâhı altında toplanamaz. (Buhari, Müslim)

Bunun dışında kalan, kişinin sonradan evlenen babasının eşinin kız kardeşiyle evlenmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Çünkü kendisiyle evlenilmesi haram olan teyze, öz annenin kız kardeşidir. Bu ise öz değildir.

Devamını Oku »

9.02.2018

Düğün Yapmadan Mehirsiz Evlenilir mi?

dugunsuz-mehirsiz-evlenilir-mi
Düğün yapmayabilirsiniz ama mehir vermek zorundasınız.Müslüman bir erkek, eşine mehir vermekle yükümlüdür. Bu, Allah tarafından kadına tanınmış bir haktır. 

Nisâ sûresinin 4. ayetinde şöyle buyurulmuştur:“Kadınların mehirlerini, bir güçlük çıkarmadan gönül rızası ile verin.”

Koca, usulüne uygun biçimde mehri ödemediği takdirde kadın mehrini mahkeme yoluyla talep edip alabilir. Onu alıncaya kadar kocasına karşı hakları devam eder ama görevlerini yerine getirmeyebilir. (Ömer Nasuhi BİLMEN, Hukukı İslamiyye Kamusu, İstanbul 1967, c. 2, s. 167)

Mehir, karı ile kocanın veya temsilcilerinin karşılıklı anlaşmasıyla serbestçe belirlenirse ona mehr-i müsemmâ denir. Bunun bir üst sınırı yoktur. Peşin olarak ödenmesi kararlaştırılan kısmı peşin, kalanı daha sonra ödenir. Tamamının peşin olması da karara bağlanabilir. Erkek, mehir borcunun peşin ödenecek bölümünü ödemeden karısından yararlanmaya hak kazanamaz, kadın müsaade ederse o başka. Daha sonraya bırakılan kısım ya belirlenen günün gelmesiyle veya boşama ya da ölüm halinde kadına tastamam ödenir. Ölen kocanın mirası bu ödeme yapıldıktan sonra paylaşılır.

Erkek, boşadığı kadına olan mehir borcunun tek kuruşunu kesemez. 

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Bir eşi bırakıp yerine bir başka eş almak isterseniz bıraktığınıza yüklerle mal vermiş olsanız bile hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve apaçık günaha girerek mi alacaksınız?” (Nisâ, 4/20)

Nikah kıyılırken mehir belirlenmemişse nikah geçerli olup mehir hakkı kendiliğinden doğar, isterse kadın, mehir almamak şartıyla nikaha razı olmuş olsun. Bu şekilde kendiliğinden doğan mehire mehr-i misil denir. Bunun miktarı ve ödeme şekli, o kadına denk sayılan diğer bir kadının aldığı mehire bakılarak tespit edilir. Bu denklik kadının babasının akrabaları arasından yaş, güzellik, zenginlik, akıl, dindarlık, bekârlık, dulluk, ilim, edep, güzel ahlak ve çocuksuz olma gibi özelliklere bakılarak tespit edilir. (Bilmen, Kamus, c: 2, s. 119) Bu özelliklerde ona denk olan bir kadının kocasından almış olduğu mehir, onun mehr-i misli olur.

Mehir belirlenmeden kıyılan nikâhın geçerli olduğunun delili, Bakara sûresinin 236. ayetidir. Orada Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kadınları, mehirlerini belirleyinceye kadar el sürmeden boşarsanız bunun size günahı yoktur. Onlara yararlanacakları bir şey verin. İmkânı olan, gücü ölçüsünde, darlık içinde olan da gücü ölçüsünde, marufa uygun olarak onları yararlandırsın. Bu, güzel davrananlar üzerine bir borçtur.”

Ayette daha henüz mehir belirlenmeden erkeğin kadını boşamasından bahsedilmektedir. Boşanma hükümleri mevzu bahis edildiğine göre evlilik gerçekleşmiş demektir.

Burada başlık ile mehirin aynı olmadığını kaydetmek gerekir. Başlık ve süt hakkı gibi şeyler kadının babasına, annesine veya kardeşlerine ödendiği halde mehir tamamen kadının kendisine ödenir. Mehir, tamamen kadının hakkıdır. Mehir üzerinde hiç kimse hak iddia edemez. İslamiyet mehiri şart koşmuş ve başlığı haram saymıştır.

Düğün yapma yada yapmama konusuna gelince; Düğün yapmadan da evlenebilirsiniz fakat düğün yapacaksanız bunun bazı kuralları vardır.
Evlilik ilk peygamber olan Adem aleyhisselam’ın bir sünneti olduğu gibi son Peygamber Muhammed aleyhisselam’ında sünnetidir. Bu sebeple her bir Müslüman, Peygamberimiz’in sünnetini yerine getirmek ve ailesi ile İslam’a ve Müslümanlara hayırlı bir neslin temelini atmak amacıyla evlenir. Fakat ‘amaca ulaşmak için kullanılan araçlarında meşru olması gerek’tiğini İslam Dini bizlere bildirmektedir. Öyle ise izdivaç sünnetinin ilanı da İslam Dini’ne uygun olması gereklidir.

Peki İslam Dini’ne uygun bir düğün nasıl yapılır?
Öncelikle İslam Dini eğlenmeye ve hoş vakit geçirmeye karşı olan bir din değildir. Fakat İslam eğlenme adına yapılan işlere bir sınır getirmiş ve bunlara göre eğlenilmesi gerektiğini bildirmiştir. Düğün bir Müslümanın en mutlu günlerinden bir tanesidir. Çünkü böylece aile kurmanın ilk adımını atmakta, sünneti yerine getirmekte ve Müslümanlara ikram etmektedir

Bu sebeple düğünler sünnete uygun olarak yapılmalıdır. Allah Rasûlu’nün hayatı incelendiğinde O sallalahu aleyhi ve sellem, Müslümanlara düğün yapmalarını söylemiş ve onlara çeşitli düğün merasimleri uygulattırmıştır. Şimdi Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in tavsiyeleri üzerine bir düğün merasinin nasıl olduğunu görelim:

1. İlan Etmek:
Peygamberimiz düğünlerin ilan edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Böylece evlenen çiftlerin nikah üzere birleştikleri ve doğan çocuklarının meşru oldukları insanlar tarafından bilinecektir. Nitekim O sallalahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Haram birleşme ile helal birleşmeyi birbirinden ayıran şey; def çalmak ve ilan etmektir.” [Tirmizi]

2. Yemek ikram etmek:
Efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem öncelikle düğünlerde velime adı verilen yemek ziyefetinin yapılması gerektiğini söylemiştir. Özellikle etli bir yemek insanlara ikram edilmesini daha iyi karşılardı. Nitekim sahabelerden Abdurrahman b. Avf üzerinde zeferan (düğünde sürülen koku) sürerek Peygamberimiz yaynına geldi. Efendimiz: “Bu ne hal?”

Abdurrahman b. Avf: “Bir kadınla bir miktar altın mehir karşılığında evlendim.”
Peygamberimiz: “Allah mübarek etsin. Bir koyun bile olsa bir düğün ziyafeti ver” [Nesai] buyurmuştur.

3. Zengin-Fakir Ayrımı Yapmadan Davet Etmek:
Peygamberimiz düğünlerde davet edilen insanların zengin-fakir ayrımı yapılmadan davet edilmesi gerektiğini şöyle bildirmiştir: “Yemeğin en şerlisi fakirlerin çağrılmayıp zenginlerin çağrıldığı düğün yemekleridir.” [Müslim]

4. Sarhoş edici içeceklerin içilmemesi:
Düğün merasiminin sünnete uygun olması için gerekli olan bir şart ise; sarhoş edici maddelerin tüketilmemesidir. Nitekim İslam Dini kişiyi sarhoş eden ve sağlığına zarar veren her şeyi haram kılmıştır. Bunu Peygamberimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle bildirmiştir:

“Her sarhoşluk verici haramdır.” (Buhari)

Bu sebeple düğünlerde sıvı olarak; bira, şarap, rakı vb., katı olarak; bonzai, ekstazi, esrar, eroin, kokain vb. gibi sarhoş edici ve sağlığa zarar verici maddeler kullanılarak eğlenmek İslam Dini’ne göre caiz olmayıp haram eğlencedir. Bu sebeple Müslüman bir kimseler düğünlerinde bu tür maddeler kullanarak eğlenemez.

5. Evlenecek çiftleri tebrik etmek:
Düğün merasimi son bulurken davetlilerin evlenecek çiftleri tebrik etmeleri sünnettir. Kadınlar gelini, erkekler ise damadı tebrik ederler. Nitekim Rasûlullâh sallalahu aleyhi ve sellem evlenen bir Müslümanı şöyle tebrik etmiştir:

“Allah senin için bereketli kılsın ve bereketinizi daim etsin. İkinizin arasını hayırlarda cem etsin.” [Tirmizi]

Sonuç itibariyle Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in izdivaç sünnetini yerine getiren bir Müslüman, bunun ilanını da sünnete göre yapmalıdır. Çünkü Müslüman demek hayatının her alanında Kur’an ve Sünnet’e göre hareket etmeye çalışan insan demektir. Ayrıyetten gerçekleşen evliliğin hayırlı olmasıda buna bağlıdır. Çünkü içerisinde davul ve zurna gibi çalgıların, horon ve dans gibi oyunların bulunduğu bir evlilik ilanından nasıl bir hayır beklenebilir? Bu ancak şeytanın o aile için kurmuş olduğu tuzaklar için zemin hazırlamaktır. Bu sebeple şeytana hiçbir Müslüman fırsat vermemeli ve hayatının her alanını Kur’an ve Sünnet’e göre inşa etmelidir.

Devamını Oku »

3.02.2018

Avlanmak Caiz midir?

Bugün sizlerle;avlanmak caiz mi sorularla islamiyet,cuma günü av yapılırmı?, domuz avlamak caiz mi?,karaca avlamak günah mıdır?,peygamberimiz avlanmış mıdır?domuz avlamak günah mı?,av ile ilgili ayetler...v.b soruların cevaplarını paylaşacağız.
zevk-için-avlanmak-caiz-midir
Kişi, avcılığı maişetini te'min maksadı ile yapmalıdır. Vahşî hayvanları avlayarak maişetini te'min etmek, İslâm da meşrû olan kazanç yollarından biridir. Fakat diğer kazanç yolları bundan daha faziletlidir.

Telehhi, yani, keyf ve eğlence için, sadece spor olarak avlanmak, İslâm'da hoş karşılanmamıştır. Çünkü bu niyetle yapılan avlanma, kalbe kasvet ve gaflet verir, hayvanlara karşı şefkat ve acıma duygularını azaltır.

Neseî ve İbn-i Hibbân`ın rivayet ettikleri bir hadiste şöyle buyurulmaktadır:
"Bir kuşu boşuna öldürenler için, kıyâmet gününde o kuş bağırarak: 'Ya Rabbi, falan faydalanmak niyeti olmadan beni boşuna öldürdü.' diye şikâyet edecektir."

Neseî`nin rivayet ettiği bir diğer hadîste de şöyle denilmektedir:"Bir kuş öldürüp de hakkını vermiyen kimse, kıyamet gününde ondan mes'ul olacaktır."

"Kuşun hakkı nedir ya Resûlâllah?" diye sordular. Buyurdu ki: "Onu boğazlayıp yemesi ve sadece başını kesip atmamasıdır."

Şu halde, yemek veya kendisinden faydalanmak niyeti olmadan, sırf zevk için avlanmak İslâm'da câiz görülmemiştir.

Mâide Sûresinin 96. âyetinin meâli şöyledir: “Deniz avı ve yiyeceği istifadeniz için size helâl kılındı. Kara avı ise, ihramda bulunduğunuz müddetçe size haram kılınmıştır. Kıyamet Günü huzurunda toplanacağınız Allah’tan korkun ve yasaklarını çiğnemekten sakının.”


Avlanma başlıca üç maksat için yapılır:

1- Etinden istifade etmek için.
2- Dişi, boynuzu ve derisinden istifade etmek için.
3- Tehlike ve zararlarından kurtulmak için.

Bunlar birer ihtiyaçtır ve bir yerde de zarurettir. Bunun içindir ki, Cenab-ı Hak koyun, keçi ve benzeri evcil hayvanları kesmeyi helâl kıldığı gibi, av hayvanlarından istifade etmeyi de mübah ve meşru kılmıştır.

Sırf spor, eğlenme ve zevk için avlanmak dinen haram olmasa da bu işle meşgul olmak insanın canlılara olan merhamet ve şefkat duygularını törpüler, kalbe katılık ve gaflet verir.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir hadis-i şerifte bu hususa şöyle işaret ederler: “Çölde oturan kimse sert tabiatlı olur. Avcılıkla meşgul olan kimse gafil olur. Bir sebep ve ihtiyaç yokken sultana yaklaşan kimse de fitneye maruz kalır.”
Bu arada “Yerdekilere merhametli ve müşfik davranın ki, göktekiler de size acısın.” meâlindeki hadis-i şerifi de hatırdan uzak tutmamak gerekir.

Geyik ve ceylan gibi hayvanları avlamak, esas itibariyle caiz ve mübahtır. Ancak yukarıda hadis-i şeriflerde geçen hususlara ilave olarak, bir de meselenin bilinen şu ciheti vardır: Bu hayvanların nesli gittikçe azalmakta, bazı cinsleri de tamamen yok olmaya yüz tutmaktadır.

Dünyada ekolojik denge denen bir hâdise var. Tabiatta yaratılan ne varsa hepsi birbiriyle alakadardır. Birinin eksikliğini, öbürü kapatmakta, telafi etmektedir. Bir canlı türünün ortadan kaybolması, neslinin tükenmesi bu dengeyi bozmaktadır.

Bu dengenin muhafazasına yardımcı olmak içindir ki, kara ve deniz avcılığı hususunda devlet çapında tedbirler alınmakta, yasaklar konmaktadır. Ayrıca avlanmanın serbest olduğu aylar da tespit edilerek ilan edilmektedir.

Şayet çevrenizdeki geyik ve benzeri hayvanların avlanması devlet tarafından serbest edilmişse avlanmak mümkündür, yoksa o hayvanların neslinin azalmasına sebep olunur ki, bu da birtakım mahzurları beraberinde getirir.


Eti yenir hayvanları avlanmak caizdir,zevk için avlanmak çirkindir,caiz değildir.

Devamını Oku »

28.01.2018

Parmak Çıtlatmak Abdesti ve Namazı Bozar mı?

Bu gün sizler için; parmak çıtlatmak sorularla islamiyet,namazda parmak çıtlatmak namazı bozar mı?,parmak çıtlatmak abdesti bozar mı?.. sorularının cevaplarını araştırdık ve tüm bu soruların cevaplarını aşağıda sizler için paylaştık...
parmak-citlatmak-abdesti-bozar-mi
Parmak çıtlatmak günah değil mekruhtur.Namaza dururken ve namaz içinde parmakları çıtlatmak mekruhtur, ancak namazı veya abdesti bozmaz.

Müslümanın her yerde, özellikle cami ve mescitlerde edep, terbiye, nezaket ve saygı kurallarına riayet etmesi sünnettir. Zira Müslüman kişi iman nuruyla aydınlandığı ve böylesine paha biçilmez manevi bir cevheri kalbinde taşıdığı için vakarlıdır, ağır başlıdır,fakat mütevazidir ve halim, selimdir.

Camiler Hakk'a ibadet edilen, dini ilimlere sahne olan kutsal yerlerdir. Oralarda laubali davranışlarda bulunmak mekruhtur. Hele bir de namaz kılmaya duran kimsenin çok daha ciddi ve saygılı bulunması gerekir.

Camide ve namaz kılarken parmak çıtlatmak da lâubaliliğe delalet eden davranışlardan biri sayılmıştır. Parmakları birbirine kenetlemek de böyle.

Camide ve namaz kılarken parmak çıtlatmak ve parmakları birbirine kenetlemekle ilgili hadisler şöyledir:
"Sizden biriniz mescitte bulunduğu sırada parmaklarını birbirine kenetlemesin. Zira böyle yapmak şeytandandır. Hem sizden biriniz camide bulunduğu sürece namazda sayılır da bu hâl oradan çıkıncaya kadar devam eder." (Müsned, 3/43, 54)
"Sizden biriniz abdest alıp namaz kılmak üzere (evinden, iş yerinden) çıkarsa, artık parmaklarını birbirine geçirip kenetlemesin. Çünkü o bu durumda hep namazda sayılır."(Tirmizi, Mevakit 167; Ebu Davud, Salat 50)

"Rasulüllah (asm) Efendimiz namazda parmaklarını kenetleyen bir adama gözü ilişti, hemen kalkıp onun par­maklarını birbirinden ayırdı." (İbn Mace, İkaamet 42)

"Namazda iken parmaklarını çıtlatma!.." (İbn Mace, İkaamet 42, 43)


Hadislerin ışığında müçtehit imamların istidlal ve içtihatları:
Hanefilere göre:

Namazda parmakları birbirine kenetlemek veya parmak çıtlatmak mekruhtur, sünnete aykırıdır. Çünkü böyle yapmakta saygı ifade eden huşu’ terkedilmiş olur. Aynı zamanda parmakları kenetlemekle, kıyamdayken sağ eli sol el üzerine koymakla ve teşehhüdde elleri dizler üzerine koymakla ilgili sünnet terkedilmiş olur. (Kasani, Bedayi'u's-Sanayi', 1/215, Mecmeu'l-Enhür,1/123)


Diğer üç mezhebe göre: 
Hem teşbîk (kenetlemek), hem de tefkı' (parmak çıtlatmak) mekruhtur. (bk. İbn Kudame, el-Muğni, 1/661, 662)

Kısacası; "Müslümanın gerek toplum arasında, gerekse cadde ve sokaklarda yürürken parmak çıtlatması veya parmaklarını birbirine kenetlemesi tenzihen mekruhtur."

"Camide ve namaz kılarken sözü edilen iki harekette bulunmak mekruhtur."

"Zarurî hallerde bu kerahet kalkar."


Devamını Oku »

16.01.2018

Nihat HATİPOĞLU-Kandil gecesi cima yapmak günah mı?

Nihat HATİPOĞLU'na sıkça sorulan sorulardan bazıları; kadir gecesi cinsel ilişkiye girilir mi?,mevlid kandilinde ilişkiye girmek günahmı?,kandil gecesi hamile kalmak,kandil günü mastürbasyon yapılır mı?,mevlid kandilinde cinsel ilişkiye girilir mi?.. şeklinde sorulmuş sorular.Nihat HATİPOĞLU'na programda sorulan soruda,yukarıda sorulan soruları da bir nevi genel olarak cevaplamış oldu.
kandil-gecesi-iliskiye-girmek-gunah-mi
ATV ekranlarında seyirciyle buluşan Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu,ekran başındaki izleyicilerin merak ettiği soruları cevaplandırıyor. Ünlü İlahiyatçı Nihat Hatipoğlu'na ilginç sorular yöneltilmeye devam ediyor.Dün yayınlanan programda kadın izleyicilerden biri Hatipoğlu'na "Kandillerde eşimle birlikte olursam (cima yaparsak) günah olur mu?" sorusunu sordu.

Kandillerde eşlerin birbirleriyle yakınlaşmasının dini açıdan hiç bir sakıncası olmadığını belirten Prof.Dr. 
Nihat Hatipoğlu, "Kandillerde evlenmenin, gerdeğe girmenin, eşlerin birbirleriyle yakınlaşmasının dini açıdan bir mahsuru yok. Günah değil. Bana çok soruyorlar umrede karı koca yakınlaşabilir mi? Yakınlaşabilir tabii... Edebe aykırı değildir. Sadece ihramlıyken birleşmek ve kadın adetliyken birliktelik caiz değildir" dedi.

Kadın izleyicinin "Çocuk sakat doğar mı?" sorusunu da yanıtlayan Nihat Hatipoğlu, "Kandilde bir araya gelmenin çocukla ilgisi yoktur,kandil gecesi cima yapılabildiği için doğacak çocuğun sakatlığıyla alakası yoktur" dedi.

Kısacası; kandil gecesinde cinsel ilişkiye girmekte bir sakınca yoktur. Eşler arasında cinsel ilişkinin yasak olduğu dönemler; bayanların adetli veya lohusa olduğu günler, hac ve umre için ihramlı bulunulan günler ve itikâfta bulunulan günlerdir. Kandil gecesi ilişkiye girmek günah değil helaldir.

İlave Bilgi İçin Tıklayınız!..

Devamını Oku »

10.01.2018

Başörtüsü (Humur) Nur Suresi 31. Ayet

basortusu humur kelimesi nur suresi 31 ayet
Sual: Nur suresi 31. ayetteki "humur" kelimesi başörtüsü anlamına mı gelmektedir?

وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ 
فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعاً اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ 
﴿٣١﴾
"Mümin kadınlara da bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini günahtan korumalarını söyle! Yine söyle ki mecburen görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerini kapatacak şekilde örtsünler. Zinet takılan yerlerini kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, üvey oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mümin kadınlar, ellerinin altında bulunanlar (köleler), erkeklikten kesilip kadınlara ihtiyaç duymayan hizmetçileri veya henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocukları dışında kimseye göstermesinler. Saklı zinetlerine dikkat çekmek için, ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz toptan Allah’a tövbe ediniz ki felaha eresiniz." (Nur, 24/31)

Humur Kelimesi Hakkında Açıklama
Ayetteki "humur (baş örtüleri)" sözcüğünün tekili "hımar" olup, sözlükte; kadının kendisi ile başını örttüğü şey, demektir. Saîd b. Cübeyr (Ö. 95/713), baş örtüsünün kadının boyun ve göğüs kısımlarını örtecek ve bunlardan hiçbir şey göstermeyecek nitelikte olması gerektiğini söylemiştir.

Müminelere de, yani mümin kadınlara da söyle: Gözlerini indirsinler, helal olmayan erkeklere bakmaktan sakınsınlar, zira bakmak, zinanın postacısıdır, derler. Ve avret yerlerini korusunlar, tamamiyle örtüp, zinadan korunsunlar. Ve zinetlerini teşhir etmesinler. Kadının zineti denince örfte, taç küpe, gerdanlık, bilezik ve benzeri takılar, sürme, kına ve benzerleri ve elbise süsleri gibi şeyler akla geliverir. A'râf Sûresi'nde "Ey Adem oğulları! Her mescide gidişinizde zinetli elbiseler giyin." (A'râf, 7/31) âyetinde zinetin elbise demek olduğu da geçmişti. O halde bu zinetleri açmak bile yasaklanmış olunca, bunların mahalli olan vücudu açmak öncelikle yasaklanmış olur. Yani vücutlarını açmak şöyle dursun, üzerlerindeki zinetleri bile açmasınlar. 
Bununla birlikte bir kısım âlimler, burada zinetten maksadın, zinetin takıldığı, kullanıldığı yer olduğu fikrini kabul etmişlerdir ki, yüz, sürme ve allık yeri; baş, taç yeri; saç, örgü ve büklüm yeri; kulaklar, küpe yeri; boyun ve göğüs, gerdanlık yeri; el, yüzük ve kına yeri; bilekler, bilezik yeri; pazılar, pazubent yeri; baldırlar; halhal yeri; ayaklar da, eller gibi kına yeridir. Bunlardan başka vücudun kısımları da aslında açılmaz.

Bu âlimlerden bazıları muzaafın hazfi veya zikr-i hâl, irade-i mahal ile "ziynet yeri" takdirinde bir mecaz gözetmiştir. Buna delil olarak da, kadının vücudundan ayrı olduğu zaman o zinetlere normal olarak bakmak ve alıp satmak ittifakla caiz ve mübah olduğunu ifade ve kabul etmişlerdir. Bazıları da yine bu delil ile, kadının asıl zineti, vücudunun güzel yaratılışı, zinet yapmaktan gaye de vücudun süslenmesi olduğunu kabul ederek bu zinetten maksadın, yalnız vücut olduğunu kabul etmişler ve kadınların birçoğu yapmacık zinetten uzak bulunmakla zaten zinetli oldukları halde, yaratılış zinetinin zaten hepsinde bulunması ve her kadın bedeninin özünde bir zinet olması hükmün genelliği hakkını yerine getirme noktasından bu tahsisin bir destekleyicisi olduğunu söylemişler ve buna göre şu mânâyı vermişlerdir: Kadınlar yaratılıştan zinetleri demek olan vücutlarının hiçbir tarafını açmasınlar.

"Kadınlardan, oğullardan, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşten...aşırı sevgi ile bağlanılan bu gibi şeyler insanlar için bezenip süslendi." (Âl-i İmrân, 3/14) âyetinin delaletiyle zinet kavramının yaratılıştan olana da sonradan yapmaya da şâmil olduğunda şüpheye yer yoktur. Zinet ve güzelliğin hakkı da meydana çıkarılmasını kendi sahiplerine tahsis edip başkalarından gizlenmektir.

Ancak görünen kısımları müstesna, O zinetlerden dışa gelen örtülse bile görünmesi doğal olanı, bu hükümden müstesna ve başka bir hükme tabidir ki, bunlar örtünün dış tarafıyla el ve yüz zinetleridir. Çünkü örtünün kendisi de kadının bir zinetidir. Tabiîdir ki, bunun dışı görünecektir. El ve yüzün de, namazda görünmesi adettir. Ebu Davud'un Müsned'inde rivayet edildiği üzere, Peygamber (s.a.v) Hz. Esma'ya:"Ya Esma, kadın büluğa erince ondan görülebilecek olan ancak şudur." buyurmuş ve kendi mübarek yüzüne ve avuç içlerine işaret etmişlerdir. İş yaparken, gerekli eşyayı tutarken ve hatta örteceğini örterken bile elin açılması gerekli olduğu gibi ,zarurî olan bakma ve nefes alma sebebiyle yüzün diğerleri gibi örtülmesinde zorluk vardır. Bir de şahitlikte, mahkemede, bir de nikahta yüzün açılmasına ihtiyaç vardır. Bundan dolayı zaruretler kendi miktarınca takdir olunmak üzere bunların açılmasında sakınca yoktur. Fakat bunlardan geriye kalanlarının açılması, görülmesi, bakılması haramdır ve namahremden örtülmesi gerektir.

Buyuruluyor ki ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar, başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını, göğüslerini açık tutmayıp bu şekilde sımsıkı örtünsünler ve o halde bu emri yerine getirebilecek baş örtüsü kullansınlar. Tefsircilerin nakline göre cahiliye kadınları da hiç baş örtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerine bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı, zinetleri görünürdü. Demek ki, son zamanlarda asrîlik sayılan açık saçıklık böyle eski bir cahiliye âdeti idi. İslâm böyle açıklığı yasaklayıp baş örtülerinin yakalar üzerine örtülmesini emir ile tesettürü farz kılmıştır.

Görülüyor ki, bu emirde tesettürün yalnız vacip oluşu değil, özel bir şekli de gösterilmiştir ki, kadın edep ve temizliğinin en güzel ifadesi budur. Görülüyor ki bu emir ev içinde veya dışında diye kayıtlanmamıştır. Bu bakımdan mutlaktır. Ancak görünen istisna edildiği gibi, gizlenen zinetlere bakmanın helal olanları da istisna ile bu tesettürün, yani örtünmenin vacib oluşunun, namahreme karşı olduğunu anlatmak için bu vücubun kuvvetini ve önemini göstermek üzere bir daha tekid ile buyurulmuştur ki, öyle örtsünler ve zinetlerini açmasınlar, açık bırakmasınlar ancak kocalarına veya kendi atalarına, yani babalarına, dedelerine ki amca ile dayı da nikah düşmeyeceğinden bunlara dahildir veya kocalarının atalarına veya kendi oğullarına veya kocalarının oğullarına veya kendi erkek kardeşlerine veya erkek kardeşlerinin oğullarına veya kız kardeşlerinin oğullarına veya kendi kadınlarına; müminlerin kadınları, yani Müslüman kadınlar veya hizmet veya sohbetlerinde özel yeri bulunan kadınlardır.

Demek ki, özelliğini bilip tanımadıkları yabancı kadınlara da açılmaları caiz olmayacaktır. Önceki müfessirlerin çoğunluğu demişlerdir ki; müminlerin kendi kadınları demek, kendi dinlerinde olan Müslüman kadınlar demektir. Bundan dolayı Müslüman kadınları Müslüman olmayan kadınlara açılmamalıdırlar. Fakat bazıları da bunu istihsane hamlederek müminlerin kadınları, hizmet veya sohbetlerinde bulunan gerek Müslüman, gerek Müslüman olmayan kadın cinsi demek olduğunu söylemiştir ki, Fahreddin Râzî buna "mezhep budur" demiştir. Önceki daha ihtiyatlı, bu ise daha uygundur.
Humur kelimesi hakkında açıklamamız bu kadar,bu konuya kaynak olarak sorularla islamiyet sitesini gösterebiliriz.
Devamını Oku »

8.01.2018

Dua-i kerb Arapça (Sıkıntı Duası)

Kerb Duası Ne İçin Okunur?
İbni Arabi (k.s) hazretleride bu duanın üzüntü, keder, tasa, sıkıntı anlarında okunduğunda kederleri dağıtacağını belirtmiştir. Bu dua bütün alimlerce tavsiye edilmiştir. Her türlü sıkıntı ve kederde okunur. Aynı şekilde ızdırap, sıkıntı ve keder anlarında okunacak ayetlerle beraberde okunabilir ki kolaylık olsun diye aşağıda okunması tavsiye edilen ayetler verilmiştir. 

"Her namazın ardından okunacağı gibi, bir vakitte de 3-5-7-11-41 kere okunabilir. Okunmadan önce 1 fatiha 3 ihlas ve salavat okunup Efendimizin (s.a.v.) ruhuna sahabelerin ve evliyaların ruhlarına bağışlayarak başlamak gerekir ayrıca inşirah suresi 7 defa okunur sonra dua okunur. "
Yine rivayet olunur ki Sıkıntılarının dağılması, darlıklarının giderilmesi için bu duayı yazıp bir akar suya bırakılsa Allah’ın izniyle sıkıntıları gider. Eğer dua edildiğinde ağlamak gibi haller gelirse kişiye, bu icabetine işarettir zaten dualarda edildiği an iç huzuru gönül rahatlığı veya ağlama isteği veya ağlamak icabetine işaret görülmüştür.
dua-i-kerb-arapca
Dua-i kerb Duası
"Bismillahirrahmanirrahim allahümme rabbil evveline vel ahirin vel enbiya-i vel mürselin vel melaiketil mugarrabin vel kürbiyyine ven nuraniyyin ifsehli elmediyga vel hemni rüşdi veşrahli Sadri ve yessirli emri vehlül ugdetem millisani yefgahu gavli vecalli veziyra mim melaiketike yuaziruni hatta la ye’düve aleyye zalimun bi zulmih vela cebbarun bi ceberutih fe inneke hayrun nasiriyn. 
Allahümmemdüdni bimededin min i’ndik. Verfüdni bi gulubi halgik. Hatta tekune li i’yşehu heniyyehu lüyyeneh inneke ala halgike kadir. Vebil icabeti cedir. Allahümme inni eselüke bimestevde’tehu min sırri esmaik. En teguke esri ve tekşife durri ve tekşife anni minel belai mala yekşifuhu ğayrik. 
Allahümme ya men kesel izame lehma eksini vegaran ve heybeti ve mehabeti fi gulubi halgik. Ve i’zzini fi e’yunihim vensurni ala e’adai inneke hayrun nasiriyn."

Kerb Duası Arapça
بسم الله الرحمن الرحیم َّربِ ْی َن، َّوِل َ ین َ و ِ الآخِر ْی َن، َ والأَْنبِیَ ِاء َو ُ الم ْر َسِل َ ین، َ وال َملاَئِ َك ِة ُ المقَ اللَّ ُھ َّم َ ر َّب الأَ لھ ْمني ُ ر ْشِد َي، َ و ْ اشَر ْح لي ِ َس ْح لي َ الم ِضْی َق، َ وأَ ْو َرانِیِّ َ ین، إِفْ َو ُ الكُر ْوبِیِّ َ ین َ والنُّ ْو َ لي، َ واِ ْجعَ ْل لي َ وِز ْیراً ُھ ْوا قَ َي یَ ْفقَ ِ م ْن ِ ل َسانِ ْمِر َي، َ و ْ احلُ ْل ُ ع ْقَدةً َصْدِر َي، َ ویَ ِّس ْر َ لي أَ إِنَّ َك َ جبَّ ٌار َ بج ُبر ْوتِ ِھ، فَ ِم ِھ، َ ولاَ ُظلْ َّي َ ظ ٌ الم بِ ِم ْن َ ملاَئِ َكتِ َك یُ َؤ ِاز ُرنِي، َ حتَّى لاَ یَ ْعُدَو َ علَ ِق َك، َ حتَّى تَ ُكْو َن ْو ِب َ خلْ ْدنِي بِقُلُ ِ اصِر ْی َن.اللَّ ُھ َّم ْ ام ُدْدنِي َ بم َدٍد ِ م ْن ِ عْن َد َك، َ و ْارفُ َخ ُیر النَّ لُ َك َ بما ْسأَ ِدْیٌر، َ وبِ ِالإ َجابَ ِة َ جِدْیٌر.اللَّ ُھ َّم إِنِّي أَ ِق َك قَ ، إِنَّ َك َ علَى َ خلْ َ ھنِیَّةً لَیِّنَةً لي ِ عْی َشةً ِ م َن ْسِر َي، َوتَ ْك ِش َف ُ ضِّر َي، َ وتَ ْك ِش َف َ ع ّ نيِ َسمائِ َك، أَ ْن تَفُ َك أَ ْ استَ ْو َد ْعتَھُ ِ م ْن ِ سِّر أَ َ و َھ ْیبَةً ِء َ ما لاَ یَ ْك ِشفُھُ َ غْیِر َك.اللَّ ُھ َّم یَا َ م ْن َ ك َسا ا ِلع َظ َام ْ لحماً، ْ اك ِسني َ وقَاراً البَلاَ َي إِنَّ َك َ خ ُیر ْع َدائِ ِھ ْم، َ و ْان ُص ْرنِ ْي َ علَى أَ ْعیُنِ ِق َك، َ و ِع َّزنِ ْي فِي أَ ْو ِب َ خلْ لُ َو َم َھابَةً فِي قُ َّم یُ َصلِّ ْي ُكْم}، (ثَلاَ َث َ م َّر ٍ ات)، ثُ فَلاَ َ غ ِال َب لَ ْو ُل: {إِ ْن یَ ْن ُصُر ُكُم اللهُ َّم یَقُ ِ اصِر ْی َن.ثُ ّ بيِ صلَّى الله علیھ وسلَّ َ م ع ْشراً النَّ . َعلَى النَّ



Ardından 3 kere bu dua okunur: "İyyensurukümullahu fela ğalibe leküm. "

10 defada bu dua okunur: "Yusalli alennebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem."


Sıkıntı ve Keder Anında Okunan Ayetler
 بِ ْسِم ّٰ ِ َّ الر ْح ٰم ِن َّ الر ِحیم ُھ ْم ُ مصیبَةٌ قَالُوا اِنَّ ِِّٰ ا َ واِنَّـا اِلَ ْی ِھ َ ر ِ اجعُ َون َصابَتْ اَلَّ َ ذین اِذَا اَ ُم ْھتَ ُد َون َ واُولٰ ـئِ َك ُ ھ ُم الْ َو ٌ ات ِ م ْن َ ربِّ ِھ ْم َ و َر ْح َمةٌ اُولٰ ـئِ َك َ علَ ْی ِھ ْم َ صلَ ا الَّذى یَ ْن ُصُر ُكْم ِ م ْن بَ ْعِده َ و َعلَى َم ْن ذَ ُكْم فَ لْ ُكْم َ واِ ْن یَ ْخذُ َلا َ غ ِال َب لَ فَ اِ ْن یَ ْن ُص ْر ُكُم ّٰ ُ ُم ْؤ ِمنُ َون َو َّك ِل الْ لْیَتَ ّٰ ِ فَ یَ ْك ِش ُف َ ما تَ ْد ُع َون اِلَ ْی ِھ اِ ْن َ ش َ اء َ وتَ ْن َسْو َن َ ما تُ ْشِر ُك َون بَ ْل اِیَّاهُ تَ ْد ُع َون فَ َس ِاء َ و َّ الضَّر ِ اء لَعَلَّ ُھ ْم یَتَ َضَّر ُع َون نَ ُ اھ ْم بِالْبَاْ اَ َخذْ ْبِل َك فَ َمٍم ِ م ْن قَ ْر َسلْنَا اِلٰى اُ َولَقَ ْد اَ ُھ ُم َّ الشْی َط ُ ان َ ما َ كانُوا لُوبُ ُھ ْم َ و َزیَّ َن لَ َس ْت قُ ِـك ْن قَ ُسنَا تَ َضَّر ُعوا َ ولٰ َ ج َ اء ُھ ْم بَاْ ْوَلا اِذْ لَ فَ یَ ْعَملُ َون َ ش ْی ٍء َ ع ٌ لیم ُك ّلِ بِ لْبَھُ َ و ُّٰ ِن ّٰ ِ َ و َم ْن یُ ْؤ ِم ْن بِ ِّٰ ا یَ ْھِد قَ ِاذْ َص َ اب ِ م ْن ُ مصیبَ ٍة اِ َّلا بِ َما اَ ُ ُ ُ لَ لْ َ ُغ لْ َّ َلٰ َط ُ ّٰ َط ُ ل َّ ُ ل فَ ْ َ لَّ ْ ُ فَ  َلا ُ غ الم ُ بین َى ر ُس ِولنَا البَ َم َ ا علٰ ْم ِ فانَّ َولَّ ْیتُ َواَطیعُ ّٰ وا َ َ واَطیعُ َّ وا الر ُس َول ِ فا ْن تَ ُح ِوت اِذْ نَ ٰاد َى و ُھ َو َ م ْك ُظ ٌوم َك َ وَلا تَ ُك ْن َ ك َص ِاح ِب الْ ْ اصبِ ْر ِ ل ُح ْكِم َ ربِّ فَ ُم ٌوم ِ م ْن َ ربِّھ لَنُبِذَ بِالْعَ َر ِ اء َ و ُھ َو َ مذْ ْوَلا اَ ْن تَ َد َار َكھُ نِ ْعَمةٌ لَ َجعَلَھُ ِ م َن َّ الص ِال َ حین َ ربُّھُ فَ ْ اجتَٰبیھُ فَ َ ا عْن َك ِ و ْز َر َك ْم نَ ْشَر ْح لَ َك َ صْدَر َك و َو َض ْعنَ اَلَ ْعنَا لَ َك ِ ذ ْكَر َك َض َ ظ ْھ َر َك َ و َرفَ اَلَّذى اَ ْنقَ ِا َّن َ م َع الْعُ ْسِر یُ ْسًرا اِ َّن َ م َع الْعُ ْسِر یُ ْسًرا فَ ْار َغ ْب َك فَ َى ربِّ ان َص ْب َ واِلٰ َر ْغ َت فَ ْ ِاذَا فَ فَ 

Bismillahirrahmanirrahim Ellezine iza esabethum musibetun kalu inna illlah ve inna ileyh racûn.Ulaike alayhim salevatum mir rabbhm ve rahmetuv ve ulake humul muhtedûn. (Bakara 156-157) 
İy yensurkumullahu fe ila ğalbe lekum, ve iy yahzulkum fe men zellez yensurukum mim ba’dih, ve alellah felyetevekkell mu’minûn. (Almran 160)
Bel iyyahu ted’une fe yekşfu ma ted’une leyhi in şae ve tensevne ma tuşrkûn. Ve le kad erselina la umemim min kablike fe ehaznahum bil be’sai ved darra leallehum yetedarraûn. Fe lev la iz caehum be’suna tedarrau ve lakin kaset kulubuhum ve zeyyene lehumuş şeytanu ma kanu ya’melûn. (Enam 41-43) 
Ma esabe mim musbetin illa biiznillah, ve mey yu’mn billah yehdi kalbeh, vallahu bikulli şey’in ‘alîm. Ve et’ullahe ve et’urresul, fen tevelleytum fennema ‘ala resulnelbelağul mubîn. (Teğabün 11-12) 
Fasbir lhukm rabbike ve la tekun kesahbilhut,iz nada ve huve mekzûm. Levla en tedarekehu n’metum mir rabbih lenubze bil’ara ve huve mezmûm. Fectebahu rabbuhu fece’alehu minessalhîn (Kalem 48-50) 
Elem neşirah leke sadrak. Ve vada’na ‘anke vizrak. Elleziy enkada zahrak. Ve refa’na leke zikrak. Fenne me’al’usr yusrâ. İnne me’al’usr yusrâ Feza ferağte fensab Ve la rabbike ferğab. (İnşrah suresi)
Devamını Oku »