Sayfalar

Ne Aramıştınız?

18.07.2017

Mâun Sûresi Arapça Yazılışı,Okunuşu ve Anlamı

Bu yazıda maun suresinin arapça yazılışını ve okunuşunu ayrıca maun suresinin Türkçe meali ve yazılışını öğrenebilirsiniz!..
Mâun Sûresi Okunuşu ve Anlamı
Mâun Sûresi Arapça Yazılışı
Maun Sursinin Okunuşu :
Bismillahirrahmânirrahîm.
1- Era'eytellezî yükezzibü biddîn
2- Fezâlikellezî, yedu'ulyetîm
3- Velâ yehüddü alâ ta'âmilmiskîn
4- Feveylün lilmüsallîn
5- Ellezîne hüman salâtihim sâhûn
6- Ellezîne hüm yürâûne
7- Ve yemne'ûnelmâ'ûn


Maun Sursinin Anlamı :
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
1- Gördün mü o dine yalan diyeni?
2- İşte yetimi itip kakan odur!
3- Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
4- Fakat veyl o namaz kılanlara ki,
5- Namazlarında yanılmaktadırlar.
6- Onlar ki, gösteriş yaparlar.
7- Ve yardımlığı sakınır (zekatı ve fitre vermezler).
Devamını Oku »

16.07.2017

Bühtan Nedir,Bühtan Günahlar Nasıl Affolur?

Bühtan Günahlar Nasil Affolur
Bühtan Nedir,Bühtan Günahlar Nasıl Affolur?
Bühtan kelimesi ile iftira kelimesi aynı anlamdadır.Sözlükte "yalan söylemek, uydurmak, asılsız isnatta bulunmak gibi" anlamlara gelen iftira(buhtan), ahlâk terimi olarak bir kimseye işlemediği bir suçu üzerine atmak demektir.
Hukuk ve ahlâkta iftira yerine daha çok ifk ve bühtân terimleri, zina iftirası için de kazf kelimesi kullanılır. Kur'ân'da iftira ve aynı kökten gelen kelimeler elli dokuz yerde geçmektedir.
Bu âyetlerden birinde Allah'ın, kendisine ortak koşma dışında dilediği kimselerin bütün günahlarını bağışlayacağı ifade edildikten sonra, "Allah'a ortak koşan kimse yanlış bir inanç uydurup büyük günah işlemiş olur" denilmektedir (Nisâ, 4/48).
Bir diğer âyette ise "Kim bir hata yapar veya kasıtlı günah işler de onu bir suçsuzun üzerine atarsa büyük bir bühtan ve apaçık bir günah işlemiş olur" (Nisâ, 4/112.) buyrulmak suretiyle iftiranın ne denli büyük bir günah olduğuna dikkat çekilmiştir.

Hadislerde, büyük günahlar arasında, kötülükten habersiz iffetli bir kadına zina iftirasında bulunmak da sayılmıştır (Buhârî, Vesâyâ, 23). Mü'minleri kötü huy ve davranışlardan uzak tutma gayreti içinde olan Hz. Peygamber onları iftira konusunda da uyarmış, iftiranın insanın âhiret hayatını iflasa götürecek olan kul hakları arasında yer aldığını belirtmiştir (Müslim, Birr, 60).

İslâm'da iftira haram kılındığı gibi asılsız olması muhtemel haberler doğruymuş gibi kabul edilerek bunları araştırmadan inanmak da yasaklanmıştır (İsrâ, 17/36; Hucurât, 49/6). 

Arapça'da "bühtan" kelimesi, bir kimsenin büyüklenerek, arkadaşının yüzüne söylemiş olduğu yalandır. Kelimenin asıl manası, bir kimse şaşakaldığında Arapların söylemiş olduğu tabirine dayanmaktadır.

Buna göre "bühtan", büyüklüğünden dolayı insanın şaşakaldığı bir yalandır. Ayrıca, gerçek dışı ve batıl olmasından dolayı şaşakalınan her batıl şey, bühtan diye isimlendirilmiştir. "Onda olmayan bir şeyi kardeşinin yüzüne karşı söylediğinde ona bühtanda bulunmuş olursun." hadisi de bu köktendir. (bk. Razi, Mefatih, Nisa 20. ayetin tefsiri)

Günlük dilde iftira yaygın olmakla birlikte, hukuk ve ahlâkta daha çok ifk ve bühtan terimleri, zina iftirası için de kazf kelimesi kullanılmaktadır.

Kur'an’da Bühtan kelimesi “iftira, asılsız iddia” manasında kullanılmıştır. (bk. Nisa 4/20, 112, 156; Nur 24/16)

Fahreddin er-Râzî, Nisâ sûresinin, “Kim bir hata yapar veya kasıtlı günah işler de onu bir suçsuzun üzerine atarsa büyük bir bühtan ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.” mealindeki 112. ayetinde geçen bühtan kelimesini, “Din kardeşine kendisinde bulunmayan bir kusur ve kötülük isnat etmendir.” diye açıklar. (Mefâtîhu’l-Gayb, ilgili ayetin tefsiri)

Kötü sözler, bir Müslümana asla yakışmaz. Dolayısıyla ister namusa ve şerefe yönelik olsun isterse başka bir nedenle olsun, her türlü hakaret, iftira ve küfürden dolayı, Yüce Allah'a tövbe edilmesi gerekir. Çünkü Allah'ın yasakladığı bir iş yapılmıştır. Ayrıca kul hakkına girdiği için de ilgili kişilerle helalleşilmelidir. Çünkü, bir kul hakkı çiğnenmiştir.

İnsanın namus ve şerefine yönelik ifadeler, bunları söyleyen kişinin niyetine ve toplumda algılanan duruma göre değişebilir. İftira amacıyla söylenirse veya toplumda bu şekilde algılanıyorsa iftira; hakaret amacıyla söylenirse veya toplumda böyle algılanıyorsa küfür ve hakaret olur.Kısacası hiçbir şekilde söylenmesi doğru olmayan o lafızları telaffuz eden insan günah kazanır.
Devamını Oku »

17.06.2017

61 Gün Kefaret Orucu Var mı-Nihat HATİPOĞLU?

Selam aleyküm sevgili okurlarım bu gün sizlerle ;61 gün kefaret orucu nasıl tutulur?,oruç bozmanın cezası nihat hatipoğlu,niyet edip oruç bozmak,61 gün oruç ayeti,61 gün oruç tutmayı gerektiren haller,oruç kefareti kaç lira?,bilerek oruç tutmamanın cezası... konuları hakkında bilgiler sunacağız!..
61 Gün Kefaret Orucu Nihat HATİPOĞLU
61 Gün Kefaret Orucu Nihat HATİPOĞLU
Ramazan günü imsak vaktinden sonra yemek içmek ve cinsel ilişkiye girmek haramdır. Bu davranışlar, Allah’a isyan anlamı taşır. Vebali çok büyüktür. 

Ramazanda mazeretsiz olarak kasten orucu bozmak, ramazanın saygınlığını ihlâl etmek anlamına geleceği için kefaret ödemek gerekir. Kefaret için genel olarak önerilen üç seçenekten sadece ikisinin günümüzde tatbik imkânı vardır ki bunlardan birisi iki ay peş peşe oruç tutmak, ikincisi 60 fakiri doyurmaktır.


"Kefaretin 60 günü ceza 1 günü kazadır"

Alimler, bilerek ve isteyerek bir gıda veya gıda özelliği taşıyan her türlü maddeyi almak durumunda hem kaza hem de kefaret gerekeceğini söylemişlerdir. (Diyanet İlmihali)
61 gün kefaret orucunun 60 günü orucu bozmanın cezası olarak tutulur. 1 gün ise bozulan orucun kazasıdır.
Peygamber Efendimiz (asm) bozulan orucun cezasının 61 gün olmasını emretmiştir
Bilerek bozulan orucun kefareti olarak iki ay oruç tutulmasını Resulullah (asm) hadis-i şeriflerinde bildirmiştir.

"Peygamber Efendimiz (asm) Ramazanda orucunu bozan bir adama bir köle azat etmesini yahut iki ay oruç tutmasını yahut da altmış fakiri doyulmasını emir buyurmuş.” (Müslim)
Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor:
“Resulullah’a bir adam geldi ve:
“Ey Allah’ın Resulü, helak oldum.” dedi. Resulullah:
“Seni helak eden şey nedir?” diye sorunca:
“Oruçlu iken hanımıma temas ettim.” dedi. Bunun üzerine Resulullah’la aralarında şu konuşma geçti:
“Azat edecek bir köle bulabilir misin?”
“Hayır!”
“Üst üste iki ay oruç tutabilir misin?”
“Hayır!”
“Altmış fakiri doyurabilir misin?”
“Hayır!”
“Öyleyse otur!” Biz bu minval üzere beklerken, Resulullah’a içerisinde hurma bulunan bir büyük sepet getirildi.
“Soru sahibi nerede?” diyerek adamı aradı. 
Adam:
“Benim! Buradayım!” deyince, 
Resulullah:
“Şu sepeti al, tasadduk et!” dedi. 
Adam:
“Benden fakirine mi? Allah’a yemin ediyorum, Medine’nin şu iki kayalığı arasında benden fakiri yok!” cevabını verdi. Bunun üzerine Resulullah güldüler ve:
“Öyleyse bunu ehline yedir!” buyurdular.” (Buhari, Müslim, Tirmizi)

KEFARET ORUCU NASIL TUTULUR-BİLEREK ORUÇ BOZMAK KEFARET GEREKTİRİR Mİ?

Kefaret orucu niyet ettikten sonra başlar ve ve bu oruçları niyetle göstermek gerekmektedir. Kişinin hastalığı ya da yolculuk yapma gibi nedenlerle bozulursa 60 gün tutması gerekmektedir. 

Kefaret orucu tutacak olan kişiler için Hadis-i Şerif'de şu cümle buyrulmuştur, "Çok yaşlanıp, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, gizli olarak yiyip içer! (Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen kişi fidye verir)" 
Eğer bu kişi zengin ise orucunu her gün fakir bir kişiye fidye olarak verebilir. Eğer kefaret orucu tutamayacak kişi aynı zamanda zenginde değilse fidye vermez, bunun yerine dua eder ve Allah'tan af diler.
KEFARET ORUCU NASIL ÖDENİR?

Peygamber Efendimizin zamanında fidye vermek isteyen kişiler oruç tutmadıkları her gün için bir fıtra üzüm, hurma ve un vermekteydi. Bu fidyeler ramazanın başında ya da sonunda verilebiliyordu. Kefaret orucu nasıl ödenir sorusunun yanıtı bu şekildedir. 

Günümüzde kefaret orucu tutamayacak olan kişiler ise 60 fakiri öğlen, akşam, sabah gün içerisinde birkaç kez karnını doyurabilir. Buna göre fakir doyuracak kişiler aynı gün olmasa da diğer günlerde doyurabilir. 
Günde bir kez 120 gün fakirin karnını doyurmakta caiz olmaktadır. Tüm bunların yerine istenilirse altın, ekmek vermek de caiz olmaktadır. Yine istenilirse para da verilebilir fakat dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır, fıtra miktarı fakir olan kişiye toplu halde verilirse bu bir günlük verilmiş kabul edilir. 
Bir kişiye sabahtan akşama 2 kez yemek yiyorsa 2 kez yemek vermek gerekmektedir, fakat daha fazla yemek tek seferde verilirse bu bir gün olarak sayılmaktadır.

KEFARET ORUCU GEREKTİREN DURUMLAR

Oruç; belli bir zaman dilimi içerisinde, yiyecek, içecek ya da her ikisinde de kaçınma eylemidir. Oruç eylemi bir şeyler yemek dışında da bozulabilmektedir. İsteyerek veya istemeyerek ortaya çıkan durumlarda da oruç bozulabilmektedir. 
Orucun temel unsuru yeme, içme ve cinsel beraberlikten uzak durmak, nefsi bunlardan mahrum bırakmaktır. Oruçlu iken bunlar ve bu anlama gelecek davranışlarda bulunmak orucu bozar. 
Yemek ve içmek terimi, yenilip içilmesi mutat olan her şeyi kapsamı içine alır. Nargile, Sigara gibi keyif veren tütün kökenli dumanlı maddelerle, uyuşturucular ve tiryakilik gereği alınan tüm maddeler oruç yasakları kapsamına girmektedir. 
Her ne sebep ile olursa olsun, ağızdan alınan ilâçlar da orucu bozar. Oruçlu iken gıda ve vitamin iğneleri yaptırmak, damardan serum ve kan verilmesi de orucu bozar. Bu gibi durumlarda iyileşince bu oruç kaza edilir.

İLAVE BİLGİ: Öpüşmek Orucu Bozar mı,Kefaret Gerektirir mi?


Devamını Oku »

16.06.2017

2017 Kadir Gecesi Ne zaman?

2017 Kadir Gecesi Ne zaman
2017 Kadir Gecesi Ne zaman?
Kadir Gecesi 2017; Ramazan ayının 27. gecesi Kadir Gecesi'dir. Peki Kadir Gecesi nedir? Ramazanda Kadir Günü ne zaman?,2017 Kadir Gecesi Ne Zaman? İşte Bin Aydan daha önemli ve daha hayırlı olan Kadir Gecesi hakkında tüm detaylar!..

Ramazan Ayının son günlerini yaşarken heycanla beklenen günlerden biride Kadir Gecesidir. Bin aydan daha hayırlı olan, günahların af edildiği insanların isteklerinin yerine geldiği Mübarek Ramazan Bayramı'nın yaklaşıldığını müjdeleyen O Mübarek gece yani Kadir Gecesi 2017 bu sene 21 Haziran 2017 Çarşamba akşamını 22 Haziran Perşembe günü'ne bağlayan geceye denk geliyor. Yani Müslüman kardeşlerimizin sabırla, heyecanla ve özlemle beklediği Kadir Gecesi 21 Temmuz 2017 gecesi dualarla, ibadetlerle geçirilecek.

Kadir Gecesi 2017 (Türkiye)
Başladığı akşam: 21 Haziran Çarşamba
Bittiği akşam: 22 Haziran, Perşembe
Devamını Oku »

Kur'an-i Kerime Göre Oruç Hangi Ayda Tutulur?

Soru :  Ramazanın kelime anlamı ise ''İslamiyetten önce Araplarda Temmuz/ Ağustos aylarına tekabül eden Ay, İslami ayların dokuzuncusu Ar ramaḍ (kuru sıcak) Aynı kökten İbranice remets (kor, sıcak kül)'' bu durumda sadece yaz, yani sıcak Ay olan Ağustosta oruç tutulması gerekmez mi? Diğer Sorularım ;kuranda orucun 30 gün olduğu yazıyor mu oruç 3 gün müdür?,kuranda oruç tutmayı emreden ayetler,neden 30 gün oruç tutulur?,oruç ayetleri ve hadisleri?,kuranda oruç saatleri,kuranı kerimde ramazan orucu kaç gündür gibi sorulara cevap verirseniz sevenirim!.
Kur'an-ı Kerime Göre Oruç Hangi Ayda Tutulur
Kur'ana  Göre Oruç Hangi Ayda Tutulur?
Öncelikle ilk sorunuza cevap vereceğim daha sonra vakit buldukça diğer sorularınızı yanıtlamaya çalışacağım Allahın izniyle;

Ramazan Ay’ı, oruç tutmanın farz olduğu hicrî yılın dokuzuncu ayıdır.

"Oruç sayılı günlerdedir. Sizden her kim o günlerde hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar. Oruç tutamayanlara fidye gerekir. Fidye bir fakiri doyuracak miktardır. Her kim de, kendi hayrına olarak fidye miktarını artırırsa bu, kendisi hakkında elbette daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer işin gerçeğini bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır."

"O sayılı günler, ramazan ayıdır. O ramazan ayı ki insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren ve hakkı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden Kur’ân o ayda indirildi. Artık sizden kim Ramazan ayının hilalini görürse, o gün oruç tutsun. Hasta veya yolcu olan, tutamadığı günler sayısınca, başka günlerde oruç tutar. Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez. Oruç günlerini tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden ötürü Allah’ı tazim etmenizi ister. Şükredesiniz diye bu kolaylığı gösterir." (Bakara, 2/184-185)

Bu ayetlerde de görüldüğü gibi, Ramazan ayında oruç tutulması farz kılınmıştır.

Hicri takvim, ayın hilâl şeklinde göründüğü ilk geceyi aybaşı olarak kabul eder. Ayın tekrar görünüşüne kadar geçen süreyi bir ay; on iki ay da bir yıl sayılır.

Bu takvime göre ayın dünya çevresindeki dönüşü yirmi dokuz buçuk gün olarak kabul edilir. Bu sebeple bir ay 29, bir ay da 30 gün olarak kabul edilir. Böylece miladi takvimde bir yıl 365 gün, Kameri’de de 354 gün olarak hesaplanır. 

Bu yüzden hicri aylar miladi aylardan her yıl on bir gün önce gelir. Bu durum, hicri ayların mevsimlere denk düşmesine sebep olur. Bu yüzdendir ki, hicri takvimin bir ayı olan Ramazan, bazen kış, bazen de yaz mevsimlerine veya diğer mevsimlere rast gelerek, yılın bütün mevsimlerini, haftalarını, aylarını ve günlerini dolaşır. 36 yıl oruç tutan biri de yılın her ay ve günlerinde oruç tutmuş olur.

Hicri takvimde yılbaşı Muharrem ayının 1. günüdür. Muharrem ayını, Safer, Rebiyülevvel, Rebiyülâhır, Cemaziyelevvel, Cemaziyelâhir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları takip eder.

Demek ki, Ramazan kelimesinin manası ne olursa olsun, bu Ay, oruç tutmanın olduğu bir Ay’dır ve kameri yılın dokuzuncu Ay’ı olup, miladi yıla göre her yıl on gün önce gelir.

Sözlükte “günün çok sıcak olması, güneşin kum ve taşları çok ısıtması, kızgın yerde yalın ayak yürümekle ayakların yanması” anlamlarındaki ramad mastarından veya “güneşin güçlü ısısından çok fazla kızmış yer” manasındaki ramdâ kelimesinden türeyen ramazan kamerî/hicri yılın şabandan sonra, şevvalden önce gelen dokuzuncu ayının adıdır.

“Yaz sonunda ve güz mevsiminin başlarında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur”
anlamındaki ramadî kelimesinden ya da “kılıcı veya ok demirini inceltip keskinleştirmek için iki yalçın taş arasına koyup dövmek” anlamındaki ramd mastarından türediği de ileri sürülmüştür.

Bu ayın İslâm’dan önce Arab-ı bâide (Âd ve Semûd) döneminde “deymur” veya “zeymur” diye adlandırılıp senenin bu ayla başlatıldığı, Arab-ı âribe döneminde de “nâtık” veya “nâfik” ismiyle anıldığı, ramazan isminin ise hicrî takvimde yer alan diğer ay isimleriyle birlikte Arab-ı müsta‘ribe devrinde kullanılmaya başlandığı, İslâmiyet’in ortaya çıktığı dönemde de Araplar’ın bu isimleri kullanmakta olduğu nakledilir.

Bazı kaynaklarda, bu isimlerin milâdî V. yüzyılın başlarında Hz. Peygamber’in beşinci dedesi Kilâb b. Mürre tarafından belirlendiği kaydedilmektedir.Kaynaklarda bu aya ramazan adının niçin verildiği hakkında farklı açıklamalar yer alır.

Bir yoruma göre, ayların isimleri değiştirilirken, bu ay rastladığı mevsim gereği çok sıcak ve yakıcı bir özelliğe sahip olduğu için bu adla anılmıştır. Kamerî takvimde yer alan “cumâdâ” ve “rebî” gibi ay adlarının da belirli mevsimlere ve hava şartlarına işaret etmesi bu açıklamayı destekler niteliktedir.

Kamerî aylar belirli mevsimlerde sabit olmayıp farklı mevsimleri dolaştığı için bu izahı benimseyen bilginler, Araplar’ın kamerî ayların eski adlarını değiştirirken her aya tesadüf ettiği zamanın özelliğine göre isim verdiklerini, ramazan isminin konulmasının da şiddetli sıcaklığın hüküm sürdüğü bir mevsime denk geldiğini belirtir.Buna göre, bu aya Ramazan adının verilirken, her yıl aynı mevsime denk gelmesi anlamında değildir. Aksine, eski adların yerine yeni isimler konulurken bu ayların rastladığı dönemler dikkate alınmıştır. Yoksa her yıl aynı mevsimde orucun tutulacağı anlamına gelmez.

Diğer bir yoruma göre, Ramazan kelimesinin kök anlamıyla ilgili olarak oruç tutulan bu ayda;
- Açlık ve susuzluğun etkisiyle insanın içinin yandığı,
- Orucun hararetiyle günahların yakıldığı,
- Güz yağmurlarının yeryüzünü yıkadığı gibi ramazan orucunun da müminleri günahlardan yıkayıp temizlediği için aya bu ismin verildiği şeklindedir.


Her ne kadar bu isimler İslam’dan önce verilmişse de, Ramazan isminin manasının orucun gerçekleştirdiği manaya uygun olması açısından dikkate değer bir yorumdur.

Allah hakimdir, hikmeti sonsuzdur. Bu hikmetinin gereği olarak Oruç tutulması farz olan zamanın Ramazan Ay’ı olduğu konusunda bütün şüpheleri yok etmek için ayette “Ramazan Ayında” diyerek hem isim hem ay olarak açıkça ifade buyurmuştur.

Kim bilir, bunun bir hikmeti de, soruda geçen şüphelerden, vesveselerden ve benzer dedikodulardan bizi korumaktır.

Nitekim, Kuran-ı Kerîm’de adı geçen ve değerine vurgu yapılan yegâne ay ramazan ayıdır. Orucun farz kılındığını bildiren ayetlerin hemen ardından ramazanın insanlara doğru yolu gösteren ve hakkı batıldan ayıran Kur’an’ın indirildiği ay olduğu belirtilir ve bu aya ulaşanların oruç tutması emredilir. (Bakara 2/185)

Ayrıca hadis kaynaklarında da Hz. Peygamber (asm) Efendimizden nakledilen, ramazan ayının fazileti, başlangıcının ve sonunun nasıl tespit edileceği, süresi ve bu aya mahsus ibadetlerle ilgili çok sayıda rivayet yer almaktadır. (Wensinck, el-Mucem, “rmđ” md.)

Resul-i Ekrem (asm);
- “Mübarek bir ay” olarak nitelendirdiği ramazan ayı girdiğinde cennet kapılarının açılıp cehennem kapılarının kapandığını ve şeytanların bağlandığını (Buhârî, Savm, 5; Müslim, Sıyâm”, 1, 2),
- inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahlarının bağışlanacağını (Buhârî, Savm, 6; Müslim, Müsâfirîn, 175)
haber vermektedir.


Nitekim rivayetler ramazan geldiğinde Resûlullah’ın;
- Manevi yaşantısında fark edilecek derecede bir değişiklik meydana geldiğini,
- Bu ayda Cebrail ile buluşup karşılıklı Kuran okuduklarını,
özellikle bu günlerde onun cömertliğinin doruk noktasına ulaştığını (Buhârî, Savm, 7; Müslim, Fezail, 50), ramazan ayının son on günü girdiğinde onun geceleri ihya edip ev halkını uyandırdığını ve kendisini tamamen ibadete hasrederek eşleriyle ilişkisini kestiğini (Buhârî, Leyletü’l-Kadr, 5; Müslim, İtikâf, 7, 8) 
bildirmektedir.

Müslümanlarca sabır, ibadet, rahmet, mağfiret ve bereket ayı olarak kabul edilen, büyük bir coşku ve heyecanla karşılanan ramazanın başlıca özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

1. Kuran-ı Kerîm bu ayda indirilmeye başlanmış olup ayet ve hadislerde bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen (Kadr 97/3; Nesâî, Sıyâm, 5) Kadir gecesi de bu ayın içindedir.

Bir ayette Kuran’ın ramazan ayında, bir başka ayette mübarek bir gecede, bir diğerinde Kadir gecesinde inmeye başladığı haber verilmektedir. (Bakara 2/185; ed-Duhân 44/ 1-3; el-Kadr 97/1)

Kadir gecesi ramazan içinde mübarek bir gece olduğundan ayetler arasında bir çelişki yoktur.

2. İslâm’ın beş şartından biri olan oruç bu ayda tutulur. (Bakara 2/183-185; Buhârî, Savm, 1; Müslim, İmân, 8)

3. Hz. Peygamber’in inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek kılan kişinin geçmiş günahlarının bağışlanacağını bildirdiği ve kendisi de bizzat kılarak ümmeti için sünnet olduğunu gösterdiği teravih namazı bu aya mahsus ibadetlerdendir. ((Buhârî, Salâtü’t-terâvîh, 1, 2; Müslim, Müsâfirîn, 173-178))

4. Malî bir ibadet olan fitrenin (fıtır sadakası) bu ayın sonunda ve bayramdan önce ödenmesi gerekir. Bu ayda yapılan diğer yardımların da öteki aylara göre daha sevap ve faziletli olduğuna dair hadisler vardır. (Buhârî, “Śavm”, 7; Müslim, Fezail, 50; Tirmizî, Zekât, 28)

Bu sebeple, ramazanda ödenmesi gerekli olmamakla birlikte müslümanlar zekâtlarını bu ayda ödemeyi âdet haline getirmişlerdir.

5. Bu ayın sonunda itikâfa girmek sünnettir. Kaynaklar Resûl-i Ekrem’in ramazanın son on gününde itikâfa girdiğini ve bu âdetini vefatına kadar devam ettirdiğini, onun ardından hanımlarının da itikâfa girdiğini haber vermektedir. (Buhârî, İtikâf, 1; Müslim, İtikâf, 5)

6. Bazı hadislerde;
- Bu ayda umre yapanın hac sevabı alacağı (Buhârî, Umre, 4; Müslim, Hac, 221-222),
- Diğer ibadet ve amellere de öteki aylara göre daha çok mükâfat verileceği (Müsned, I, 224, 338-339; II, 75, 131)
bildirilmiştir.

7. Kuran ayı denilen ramazan ayında çokça Kuran okuyup tefekkür etmek müstehap kabul edilmiştir.

Hz. Peygamber’in Cebrâil ile karşılıklı Kur’an okumasına dayanan mukabele uygulaması da bu aya mahsus geleneklerdendir.

Özetle söylemek gerekirse: Bütün bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, orucu kameri aylardan olan Ramazan ayında farzdır ve bu ay miladi yıla göre her yıl on gün önce gelir.

Bu uygulama Peygamber Efendimizin hayatı boyunca böyle yapılmış, onun ashabı başta olmak üzere bütün ümmet de bu güne kadar böyle uygulamıştır.
Devamını Oku »

9.06.2017

Teravih Namazı Kaç Rekattır,Nasıl Kılınır?

Malum Mubarek Ramazan ayı içerisine girmiş bulunmaktayız,bu gün kü yazımızda sizlerle;teravih namazı nasıl kılınır tablo,teravih namazı saat kaçta,teravih namazı nezaman kılınır? teravih namazı nasıl kılınır resimli anlatım,teravih namazı farzmıdır?,teravih namazı hükmü... gibi konularda bilgiler sunacağız!..

Teravih namazının kılınması sünnettir, hatta sünnet-i müekkede olarak Peygamber Efendimizin (s.a.v.) devamlı kıldığı bir namazdır. 


Ramazan ayı boyunca,ramazan bitene kadar yatsı namazından sonra kılınır. Teravih namazının camide cemaatle kılınması sünnettir ve sevabı çoktur.Evde de tek başına yalnız veya cemaatle kılınabilir. 

Yatsı namazı kılındıktan sonra ve vitir namazından önce kılınır. 20 rekat kılınır. Makbul olanı, her 2 rekatta bir selam vermektir. Ancak 4 rekatta bir selam verilerek de kılınabilir.


Teravih Namazı Kılınışı: (Dört Rekatta Bir Selam Verilerek Teravihin Cemaatle Kılınışı)

teravih namazi kaç rekattir nasil kilinir
Teravih Namazı Nasıl Kılınır Kaç Rekattır?
- Yatsı namazının farzı ve son sünneti kılındıktan sonra teravih namazına başlanır.

- Namaz kıldıracak imam: "Niyet ettim Allah rızası için teravih namazını kılmaya, bana uyanlara imam oldum" diye niyet ederek iftitah tekbirini alıp ellerini bağlar.

- İmam'ın arkasında kılan cemaat da "Niyet ettim Allah rızası için teravih namazını kılmaya, uydum imama" diyerek niyet eder ve imamın tekbirinden sonra "Allahü Ekber" diyerek tekbir alır ve ellerini bağlar.

- Bundan sonra imam ve cemaat sessizce "Sübhâneke" okur. Sübhaneke'nin okunması bitince, (Cemaat ayakta başka bir şey okumaz) imam 
sessizce "EûzüBesmele",çekerek Fatiha ve bir sûre okur. Cemaatle birlikte rükû ve secdeleri yaptıktan sonra ikinci rekata kalkılır.

- Burada imam 
sessizce Besmele çektikten sonra fatiha ve bir sûre okuyup rükû ve secdeleri yapar ve otururlar. İkinci rekatın sonundaki bu ilk oturuşta imam ve cemaat "Ettehiyyatü, Allâhümme salli ve Allâhümme barik" okur ve üçüncü rekata kalkarlar.

- Üçüncü rekatın başında hem imam, hem de cemaat sessizce Sübhaneke'yi okur. Sonra imam 
sessizce Eûzü-Besmele, çekerek  fatiha ve bir sure okur. Sonra rükû ve secdeleri yaparak dördüncü rekata kalkarlar.

- İmam 
sessizce Besmele çektikten sonra fatiha ve bir sure okuyarak yine rükû ve secdeler yapılıp oturulur.

- Bu son oturuşta da imam ve cemaat "Ettehiyyatü, Allâhüme salli, Allâhümme barik, Rabbenâ âtina ve Rabbena firli" okuduktan sonra selâm verirler. Böylece teravih namazının ilk dört rekatı kılınmış olur.

  • Bundan sonra ayağa kalkılarak tıpkı tarif ettiğimiz gibi dörder rekat kılınmaya devam edilerek yirmi rekat tamamlanır.
  • Sonra da cemaatle vitir namazı kılınır.
İlave Bilgi : Vitir Namazının Kılınışı

Devamını Oku »

6.06.2017

Fitre Fiyatlari 2017 Fitre Ne kadar?

Bu günkü yazımızda ; fitre ne kadar 2017,diyanet fitre miktarı 2017,2017 ramazan fitresi ne kadar,2017 fitre miktarı,fitre miktarı nasıl hesaplanır?,2017 fitre fiyatı,bu sene fitre ne kadar 2017 gibi konularda sizlerle çok değerli bilgiler paylaşacağız!..

Fitre Fiyatlari 2017 Fitre Ne kadar
Fitre Fiyatları 2017

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, bu yılki fıtır sadakası miktarı 16 TL olarak belirledi. 

2017 yılı Ramazan ayının başlangıcından 2018 yılı Ramazan ayının başlangıcına kadar olan süre için, ülkedeki ekonomik hayat şartları ve bir kişinin günlük asgari gıda ihtiyacı göz önünde bulunduran Din İşleri Yüksek Kurulu, en düşük sadaka-i fıtır miktarı 16 TL olarak tespit etti. 
Belirlenen rakamın “asgari miktar” olduğunu hatırlatan kurul, sadaka-i fıtırda verilecek meblağ konusunda bir üst sınırın olmadığı ifade edildi. Bu konuda ideal olanın, herkesin kendi hayat standartlarına göre asgari günlük gıda harcamalarına denk düşecek bir meblağın vermesi tavsiye edildi. 
Söz konusu meblağ gıda gibi ayni olarak veya para şeklinde nakdi olarak ödenebileceği bildirildi.

Temel ihtiyaçlarının dışında belli bir mala sahip olan Müslümanların Ramazan ayında fakirlere verdikleri sadakaya “fıtır“ sadakası denir. Başın ve bedenin zekatı olarak da bilinir. Buna “fitre“ de denilir.

Fitre, evdeki kişi sayısınca verilir. Ramazan bayramından önce bir bebek doğsa evin reisinin onun için de fitre vermesi gerekir

Dinimizde zengin olan kimsenin, hem kendisinin, hem de erginlik çağına gelmemiş olan çocuklarının fitrelerini vermesi vaciptir.

Fitre, Ramazan ayında fakirlere verilen bir sadaka olduğu için fitrenin bayramdan önce verilmesi en güzel davranıştır. 

Çünkü fitre vermenin amacı, fakirlerin bayram hazırlığı yapabilmelerini ve bayramı neşe ile karşılamalarını sağlamaktır. Fitre, bayram günü veya daha sonra gecikmeli olarak da verilebilir. Fitre verirken niyet etmek önemlidir. Şâfiî mezhebinde Ramazandan önce verilmez. Bayramdan sonraya da bırakılmaz.

RAMAZAN FİTRESİ KİMLERE VERİLMEZ?
Anne, baba, çocuk gibi kimselere, gayri müslimlere ve zengin sayılabilecek kişilere fitre verilmemektedir. Eğer fakir ise kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa, üvey babaya-anneye, kardeşe, geline, damada, fitre verilebilmektedir. Eğer gelin, damat, kayınvalide, kayınpeder, üvey çocuk ve kayınbirader gibi kan bağı olmayan akrabalar fakir ise onlara verilebilir.

Yıllara Göre Fitre Fiyatları :
İşte önceki yıllarda uygulanan fıtır sadakası fiyatları;

2014: 10 TL

2015: 11,50 TL

2016: 15 TL

2017: 16 TL
Devamını Oku »